Ana içeriğe atla

İsveç: Bu Kadar Düzen Bize Fazla

 

  

     Aylardır yazmıyorum. Bugün yazasım geldi. Seyahatlerin yazıya dökülmesi gerekiyor. Böylece hem anılar kaybolmamış oluyor, hem de gidecek olanlara yol göstermiş oluyorum. Gerçi bu kurlardan sonra nasıl seyehat edicez, bilmiyorum. Yıllık seyahat sayısını ve süresini kısaltmaktan başka çıkar yol görünmüyor. Yaptığım 4 gecelik seyahatlerden biri İsveçti. Niyet Litvanyaydı ama bilet fiyatları aniden fırlayınca kısmet İsveç oldu. Nordik ülkelere ilk gidişimdi. Göçmenlerden fazlasıyla ağzı yanmış bir ülke isveç. Ekonomi iyi olduğu için herkes oraya kapak atmaya çalışıyor. Nüfus'ta az. Girişte yine problem çıkardılar bana. Alsak mı almasak mı? Düşünüyorlar. 2. , 3. kişiyi çağırıyorlar. Adamların bize bakış açısı belli, bi de ben tipten kaybediyorum zaten. İnanın mührü vurdü, içerden düğmeye basıp kapıyı açıcak bekliyorum öylece. Neyse sonunda girdim. 


     Havaalanından şehir merkezinde ki otobüs garına shuttle bus var. Yolda gidiyorum ama otobüs yolda kayıyor sanki. Yollar öyle düzgün, çevre öyle düzenli. Daha ilk dk'larda nasıl biyere geldiğin kendini hemen belli ediyor. Boş yere insani gelişme endeksinde ilk 10'da yer almıyor. Otogarda indim. Müthiş soğuk. Stockholm şehir haritasını indirmiştim. Bi de ne göriyim harita uygulaması çalışmıyor. Kaldım mı ortada. Bereket versin çıktısını almıştım. Yürüyerek şehir merkezine geldim. Bi hamburgerciye attım kendimi. Kahve içtim. Orda sordum filan. Tarif ettiler. Taksi tutmuyorum dünyanın parasını yazar diye. Ve seyahat geçmişimde ilk kez sokak sokak arayarak kalacağım hosteli buldum. Aslında hiç zor olmadı. Stockholm gayet düzgün bi şehir. Hostelde görevli yok. Aksilikler üstüste geliyor. Adıma bi zarfı pencereye bırakıp çıkmış. Oda da bi avustralyalı, iş arıyorum burda dedi. Bu Avustralyalıların avrupada iş aramasına çok rastladım ben bugüne kadar. Yatıp uyudum. En iyi çektiğim uykulardan biriydi. İnsan o soğuğu yiyince tabi. Ertesi gün kahvaltı masasında efendim rus'u, ermenisi, almanı bir çok kişiyle tanıştım. Bi lokma bişey yiyip dışarı attım kendimi. Hostelin hemen yanıbaşı park. Hava soğuk çocuklar top oynuyor. Hatunlar yoga yapıyorlar. Şöyle bi etrafa baktım keşmekeşten gayet uzak, dingin bi kent. İstanbula hiç benzemiyor. Bu kadar düzen bize fazla demiştim kendime. 



    İsveç genel olarak pahalı bir ülke. Burdan giderken doğrudan isveç kronu alın. Hatta ilginç bi detay veriyim su koladan daha pahalı isveçte. Alkol satılan ayrı mağazalar var "System Bolaget" olarak geçiyor. Bu ne biçim isim yaa, bilgisayar tamiricisi gibi. Ve alkol gerçekten pahalı, fiyatlar bizdekini geçgin. İsveç insanı tahmin edebileceğiniz gibi beyaz tenli, sarışın. Güneş yemedikleri için tabi. Şehir merkezine indim. O gün farkettim. Otogarın altı da tren garı. Ve treni çok yoğun kullanıyorlar. Diğer avrupa ülkeleri kadar evsiz yok isveçte. Ama var olanların durumu diğerlerine göre dah kötü. Çünkü feci soğuk. 

    Ertesi gün hostelde tanıştığım bi alman "buranın saunaları meşhur, istersen birlikte gidelim" dedi.  Bindik otobüse böyle şehre baya bi uzak göl kenarında saunalar var. İçeri bi girdim bir de ne göriyim. Kadın Erkek herkes çırılçıplak. Edep yahuu dedim kendime. Bu kadar da abartılmazki. Yanlız hayatımda ben öyle bi sauna görmedim. Adam içerde kömürü harladıkça harlıyor. İçerde nefes alamaz hale geliyorsun. Saunadan hemen sonra dışarı çıkıp göle giriyorlar. Ben dışarı çıktım ama göle girmedim. Tecrübeyle sabit o sıcakta kaldıktan sonra dışarda isveç soğuğunu 15 dk hissetmiyorsun. Vücut o derece ısınıyor yani. 2-3 saat kadar saunada kaldıktan sonra. Giyiniyoruz çıkıcaz. Çocuğun biri yanıma gelip: Birlikte olalım mı demesin mi? Afalladım. Durumu anlayınca, ben eşcinsel değilim diyip başımdan savdım. Hala soru soruyor kimsin, nerelisin diye. Git ulan işine. Ben böyle talihin emi. 



     Sonra ki gün bu nobel ödüllerinin verildiği bina var. Oraları gezdim. gün batımı çok güzel oluyor ordan. Ama önce Vasa müzesi var, oraya gittim. Nordik kültüre dair bir müze. Şansıma o gün giriş ücretsizdi. Bir de ABBA müzesi var, oraya gidemedim. Ben o zaman bunun ABBA hakkında çok az bilgiye sahibim. Sadece vakti zamanında isveçten çıkıp dünyaca meşhur olmuş bir müzik grubu olduklarını biliyorum, o kadar. Üstünde durmadım. Üstünden uzun zaman geçtiği için isveçe dair hatırlayabildiklerim bunlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çıplaklar Kampı Deneyimi; Şortu da Çıkarıyormuyuz?

     Bu yazı diğer gezi yazılarından farklı bir yazı olucak. Şurda şu var, burda bu var türü bir yazı değil. Yazımızın konusu Nüdizm yani çıplaklık; o yüzden rahatsız olan varsa makalenin geri kalanını okumaması rica/tavsiye olunur.      Avrupa sadece doğal güzelliklerden, etkileyici sanat eserlerinden,gece hayatından ibaret biyer değil. Çok özgür.Hatta geçen seneydi sanırım belediye başkanının biri ,Avrupada ki özgürlüklerden rahatsız olan varsa, bavulunu toplayıp s.tirip gitsin" dedi. İşte bu özgürlüklerden, rahatlıklardan biri de tümüyle çıplak kalabilmek ve bunun yaşanabileceği mekanlar. Çoğumuz yaz gelince bikiniyi,şortu,mayoyu giyip kendimizi deniz kenarına atmayı düşünürüz. O sıcaklarda yapılacak en iyi şeydir. Avrupaya ilk gidişimden önce burdan bir hocam "Boşuna umutlanma.İtalya koyu katolik,kızları üstsüz denize sokmuyorlar" demişti. Sonra yaz geldi,sahildeyim; bu lafı aklıma geldi "Yanıldığınız çok açık hocam" dedim kendime...

Sevgiliyle İspanya - Valensiya

       Bu sene çok ara verdim yazmaya, hatta bazı ülkeler hakkında daha tek kelime karalamadım. Granadadan sonra rotamızı valensiyaya çevirdik. Hesapta La Tomatina yani domates festivaline katılmak var. Bu festival her yıl ağustos ayında yapılıyor. Bunol kasabası valensiyaya yakın ordan gidicez diye buraya geldik. Granadadan Valensiyaya otobüs yolculuğu zor geçti, ispanya düşündüğümden daha büyükmüş. Granada otogarda türk baklavası satıyorlar. Aldık. Ama bizimkinin yanından geçemez. Hep derim bazı lezzetler ait olduğu topraklarda güzel diye. Vardık hostele yerleştik. Sabaha festival var bizde hal kalmamış. O kadar dolana dolana tabi. Baya düşündüm, posamız çıkmış vaziyette olduğu düşündüğümden daha pahalı çıktığı için festivale katılmamaya karar verdim. İleri ki bir tarihe kalsın dedim. Hostelde festival biletleri satılıyor. Bunolde sabah saatlerinde kamyonlar domatesleri meydana yığıyor, millet başlıyor domates savaşlarına. Aynı günün akşamı da festival partisi oluy...

2024 Yılının Muhasebesi

     2024 yılında 2 yeni ülkeye gittim. Bahreyn ve Letonya. Bir kaçta yurt içi gezi yaptım. Bursa ve Balıkesir'e gittim. Bugünkü imkanlarım bu kadarına el veriyor. Körfez ülkesi Bahreyn çok durağan. Çok görülecek bir şeyde yok. Küçük bir ada ülkesi. Diğer Arap ülkelerine göre biraz daha serbest. Suudiler oraya eğlenmeye geliyorlar. Ayrıca ucuzdu. Çok sayıda Asyalı var. Masaj salonları işletiyorlar ve Hintliler getto kurmuş. Bir şey aldığın zaman fiyat olarak rupi söylüyorlar hatta. Türk'te çok var. Özellikle berberlik işi Türklerde. Bunlardan vatandaşlık almak neredeyse imkansız. Çarşı pazar gezmekle, sahilde yürümekle geçti günlerim. Şansıma Otel odam baya büyüktü. Kendimi kilitleyip kafamı dinledim.    Temmuz ayında da Letonya'ya gittim. Küçük şirin bir ülke. Yeşillikler içinde. Ben baltık huzurunu çok sevdim. Nüfus az. Kaldığım otel şansıma çok iyi çıktı. Odam çok büyük değildi ama buzdolabından mikrodalgasına kadar her şey vardı. Marketten alıp odamda pişird...