Ana içeriğe atla

Ayağımın Tozuyla Ürdün-2




                                    

     Kaldığımız yerden devam edelim. Bileti aldığım gibi ver elini akabe. Yol 4 saat filan sürüyor. Yol da ne yol. Yol yok ürdünde doğru dürüst. Akabeye girmeden önce güvenlik kontrol noktası var. Kimlik bagaj kontrolü. Polis araca bindi, pasaportumu görür görmez; in aşağı dedi. Koca otobüste niye ben, niye sadece ben? Zoruma gitti ama napıyim. Sepetliycekler diyorum kendi kendime. Neyse mesele çıkmadı. Vardım akabeye. Şehir iyi dizayn edilmiş. Yol soruyorum adres gösteriyorum. Latin harflerini okuyamıyorlar. Güç bela buldum hosteli. Aylar sonra ilk kez sıcak yüzü gördüm. Akabe 15-20 derece. Mal bulmuş mağribi gibi hemen kışlıkları çıkardım. 

     Ürdünlüler ülkenin yerinden çok şikayetçiler. Sınır komşularını hiç sevmiyorlar. Irak, suriye, israil. Şeytan üçgenindeyiz diyorlar. Bir de göçmenler meselesi var tabi. 3 milyon filistinli göçmen, üstüne suriye ve ıraklılar. Etti 5-6 milyon. Zaten iş yok, kendimize zor bakıyoruz diyorlar. Ammanda bir keresinde suriyeli mülteci kampının yanından geçtik. Kamptaki mültecilerin şehirlere girişleri yasakmış. Ee peki burda nasıl yaşıyorlar dedim, cevap alamadım. Ürdün insanı da bu din olgusuna feci kafayı takmış durumda. Bir yabancı olarak size soracakları ilk soru nerelisin, 2. cisi ise müslümanmısın? Yahu bakkala gittim. Adam bana müslümanmısın diye soruyor. İçimden ben sadece ekmek ve yoğurt alıcaktım bu kadar derine inmeye hiç gerek yoktu diyorum. Ben de birine siz ortadoğulular niye hep birbirinizi öldürüyorsunuz diye sordum. Bilmem dedi. Ne yani ben mi bilicem? Sebepsiz sıkıyoruz yani birbirimize diyorsun.

     Akabeye geri dönelim. Ertesi gün direkt sahile gittim. Yani çok denizde yüzdüm ama kızıldeniz bir başka. Ama hava ılıman olduğu için yüzemedim. Tüm gün güneşlenip ayaklarımı suya sokmakla geçti. Sonra baktım ülkenin kalanı soğuk. Burda 1 hafta kalmaya karar verdim. Kaldığım hostelde inanılmaz güzeldi. Hostel sahibi bana "Çok zamandır buraya gelen tek türk sensin" demesinmi. Sorma bizim millet evde g.t büyütüyor dedim. Odada bide malezyalı çocuk var. Türkiye şeriatla yönetiliyor dimi dedi. Yok oğlum öyle şey nerden çıkarıyorsun diyip tek tek anlattım. Bu kaçıncı yahu. Eleman bir döküldü malezyada ki düzenden yakınıyor. Kendisi resmi olarak 3. sınıf malezya vatandaşıymış. 1. sınıf müslüman malaylar. Bana pasaportunu gösterdi "İsrail hariç dünyanın her yerinde geçerlidir" yazıyor. Bir de kuzey koreye vizesiz giriyorlarmış. Vay anasını kuzey koreye vizesiz girmek ne demek yaa. Malezyada ki şeriatdan yana çok dertli. Ne döktürdü eleman. Ben bunları zaten biliyordum ama dinledim. Ne ülkeler var yatın kalkın dua edin. 

     Napıyim? Evvela bi kızıldenize tüplü dalış yapmak istiyorum.  Merkezdeki küçük halk plajının dışında, şehrin dışında upuzun bir plaj daha var. Oraya gittik dalış eğitmeniyle. Tırstım açıkçası. Ben bu işi beceremiycem, boğulucam burda diyorum kendime. O rahatsız edici dalgıç elbisesini giydim. Metal ağırlıklar, Tüplü yelek, paletler. Eğitmen sualtında temel işaretleri, nasıl nefes alıp vereceğimi öğretiyor filan. La bir anda kendimi suyun dibinde buldum. İlk rahatsızlık belirdi, kulak zarlarım patlıycak gibi. Nefesini vermeden yanaklarını şişirirsen geçiyor. Nefes alıp verdiğim aparatı çıkarmak istiyorum. Aklıma diptesin kaçısın yok o tüpteki oksijene muhtaçsın diye geliyor.  Ufak ufak ilerliyorum. Böyle bir 6 mt derinliğe daldım. Daldıktan bi 5 dk sonra işin tadı çıkmaya başladı. Her zaman ki kızıldeniz rengarenk resifler ve balıklar. Suyun dibini çok net görüyorum.  Denizin dibinde bir de tank vardı. Hangi savaştan kaldıysa. Yanlız sıkıntı oksijeni çok hızlı tüketiyorum. Bu yüzden dalışım normalden kısa sürdü. 30-35 dk dipte kaldım. Neyse çıktık. O elbiseleri çıkarmak ayrı bir dert. Hostele döndüm ve ertesi gün tümden yattım. Çok güzeldi kızıldenizin dibi. İlerde kısmetse tekrar dalmayı düşünüyorum. 




Kızıldeniz gibisi var mı?

     Şimdi sırada petraya gitmek var. Bileti aldım yanlız o gün yağmur bekleniyor. Olsun gidicem dedim kendime. Bir diğer sorun petranın giriş ücreti. 50 dinar yani kabaca 500 tl. Arkadaş ben böyle bi giriş ücreti ne duydum ne gördüm. Şuana değin en pahalı girdiğim yer Sri Lanka daki sigiriya kayasıydı. 30 dolar giriş ücreti vardı. Bu nasıl bişey vadiyi mi kiralıyoruz birader? Benim hostel sahibi şöyle bişey dedi. Petra bize 1 dinar, diğer arap ülkelerine 5, diğer tüm ülke vatandaşlarına 50 dinar. Sen araplara benziyorsun. Gişede ses etme seni arap sanıp ucuz bilet keser dedi. Tamam dedim bunu deniycem.  Petra akabeden 3 saat sürüyor. Ertesi sabah bindim.  Akabede millet denize giriyor.1 saat yol gittik, kar tipi, göz gözü görmüyor. Petraya vardık deli gibi yağmur yağıyor. Sıra geldi elemanın önerisini denemeye. Gişeye geldim. Herif harbiden beni arap sandı. Başladı bana arapça soru sormaya tabi ben anlamayınca foyam meydana çıktı. Ver pasaportu dedi. Sonuç itibariyle 50 dinarı bayıldık. Uzun zamandır bu kadar küfür etmemiştim. Verdiğim para bi yandan, yağmur diğer yandan. Başladım yürümeye. Petra denilen yer 1 saati aşkın yürüme mesafesi olan bir kanyon. Sağlı sollu kocaman kayalar. Tabi yağmur yağınca atlı arabacılar bi fiyat çekiyor. Ben dedim bu parayı vermem. Kimsede vermiyordu pek. Yağmura rağmen herkes yürüyordu. Kanyon olduğu gibi su dolmuş. Bata çıka yürüyorum. 1 saat böyle yürüdüm. Nebatiler sağlı sollu kayaları oyup ev yapmışlar kendilerine. Sonunda asıl yapı gözüktü. Böyle zor ulaştığın yerlere varmak insana ayrı bir keyif veriyor. O binaya vardığımda donuma kadar ıslanmıştım. Yağmurun altında durup hayran hayran orayı seyrettim. Sonra bi kaya dibi bulup orda öyle oturdum epey. O ana binanın içine giremiyorsunuz. Ardından tekrar yürümeye başladım. O noktadan itibaren yarım saatlik bir alan daha var görülmesi gereken. Kayalar olduğu gibi oyulup şehir inşa edilmiş. Kayaların üstüne çıkılıyor da, o yağmurda mümkün değil. Aynı alanda romalılar bir de amfi tiyatro inşa etmişler. Böyle dünyanın 7 harikasından birini görmek ne büyük bir mutluluk. Bu arada yağmur dindi. Kanyondan sel gibi su akışı durdu. Çamura batmaya razı olup geri döndüm. Nasıl üşümüşüm. Ertesi gün yataktan çıkmadım. 




     Şimdi wadi rum'a gidicemde petraya verdiğim o kol gibi giriş ücretinden sonra param kalmadı.  Orası kaldı mecburen. Sonraki günlerimi kızıldeniz kenarında güneşlenip, güneşin batışını seyrederken arap kahvesi içerek tamamladım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çıplaklar Kampı Deneyimi; Şortu da Çıkarıyormuyuz?

     Bu yazı diğer gezi yazılarından farklı bir yazı olucak. Şurda şu var, burda bu var türü bir yazı değil. Yazımızın konusu Nüdizm yani çıplaklık; o yüzden rahatsız olan varsa makalenin geri kalanını okumaması rica/tavsiye olunur.      Avrupa sadece doğal güzelliklerden, etkileyici sanat eserlerinden,gece hayatından ibaret biyer değil. Çok özgür.Hatta geçen seneydi sanırım belediye başkanının biri ,Avrupada ki özgürlüklerden rahatsız olan varsa, bavulunu toplayıp s.tirip gitsin" dedi. İşte bu özgürlüklerden, rahatlıklardan biri de tümüyle çıplak kalabilmek ve bunun yaşanabileceği mekanlar. Çoğumuz yaz gelince bikiniyi,şortu,mayoyu giyip kendimizi deniz kenarına atmayı düşünürüz. O sıcaklarda yapılacak en iyi şeydir. Avrupaya ilk gidişimden önce burdan bir hocam "Boşuna umutlanma.İtalya koyu katolik,kızları üstsüz denize sokmuyorlar" demişti. Sonra yaz geldi,sahildeyim; bu lafı aklıma geldi "Yanıldığınız çok açık hocam" dedim kendime...

Sevgiliyle İspanya - Valensiya

       Bu sene çok ara verdim yazmaya, hatta bazı ülkeler hakkında daha tek kelime karalamadım. Granadadan sonra rotamızı valensiyaya çevirdik. Hesapta La Tomatina yani domates festivaline katılmak var. Bu festival her yıl ağustos ayında yapılıyor. Bunol kasabası valensiyaya yakın ordan gidicez diye buraya geldik. Granadadan Valensiyaya otobüs yolculuğu zor geçti, ispanya düşündüğümden daha büyükmüş. Granada otogarda türk baklavası satıyorlar. Aldık. Ama bizimkinin yanından geçemez. Hep derim bazı lezzetler ait olduğu topraklarda güzel diye. Vardık hostele yerleştik. Sabaha festival var bizde hal kalmamış. O kadar dolana dolana tabi. Baya düşündüm, posamız çıkmış vaziyette olduğu düşündüğümden daha pahalı çıktığı için festivale katılmamaya karar verdim. İleri ki bir tarihe kalsın dedim. Hostelde festival biletleri satılıyor. Bunolde sabah saatlerinde kamyonlar domatesleri meydana yığıyor, millet başlıyor domates savaşlarına. Aynı günün akşamı da festival partisi oluy...

2024 Yılının Muhasebesi

     2024 yılında 2 yeni ülkeye gittim. Bahreyn ve Letonya. Bir kaçta yurt içi gezi yaptım. Bursa ve Balıkesir'e gittim. Bugünkü imkanlarım bu kadarına el veriyor. Körfez ülkesi Bahreyn çok durağan. Çok görülecek bir şeyde yok. Küçük bir ada ülkesi. Diğer Arap ülkelerine göre biraz daha serbest. Suudiler oraya eğlenmeye geliyorlar. Ayrıca ucuzdu. Çok sayıda Asyalı var. Masaj salonları işletiyorlar ve Hintliler getto kurmuş. Bir şey aldığın zaman fiyat olarak rupi söylüyorlar hatta. Türk'te çok var. Özellikle berberlik işi Türklerde. Bunlardan vatandaşlık almak neredeyse imkansız. Çarşı pazar gezmekle, sahilde yürümekle geçti günlerim. Şansıma Otel odam baya büyüktü. Kendimi kilitleyip kafamı dinledim.    Temmuz ayında da Letonya'ya gittim. Küçük şirin bir ülke. Yeşillikler içinde. Ben baltık huzurunu çok sevdim. Nüfus az. Kaldığım otel şansıma çok iyi çıktı. Odam çok büyük değildi ama buzdolabından mikrodalgasına kadar her şey vardı. Marketten alıp odamda pişird...